2 Şubat 2012 Perşembe

Müge Dalar: 'Nijerya’daki mücadele bin yıllık...'

Nijerya için 2011 yılının sessizliği, radikal örgüt Boko Haram tarafından, Ağustos ayında BM binasına ve Noel'de kiliselere düzenlenen saldırılar ardında 125’e yakın ölü bırakmasıyla bozuldu. 20 Ocak’ta da Nijerya’nın kuzey batısında yer alan Kano’da gerçekleşen eş zamanlı bombalı saldırılar 200’e yakın insan ölmesine sebep oldu. Bu saldırı, örgütün 2009 yılında gerçekleştirdiği ve 700’den fazla kişinin yaşamını yitirdiği saldırıdan sonra ikinci en kanlı saldırı oldu. Afrika’nın en kalabalık ülkesinde şiddet iyice tırmanırken, Nijerya’da neler olup bittiğini öğrenmek için, biz de Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nden (AÇAUM) araştırmacı Müge Dalar’la konuştuk. 

  
Boko Haram ne zaman kuruldu? Kuruluş amacı ve hedefleri nedir?
Boko Haram, Hausa dilinde “Animist, Batı tarzı ya da İslami olmayan eğitim günahtır” anlamına geliyor. Resmi adı Sünnet ve Cihadın Yayılmasına Adanmış İnsanlar anlamına gelen örgüt, 2002 yılında Muhammed Yusuf tarafından kuruldu. Yusuf, öncelikle bir dini eğitim kompleksi kurdu ve pek çok fakir aile çocuklarını bu okula gönderdi. Bu okulda hedef, örgütün Nijerya’da Batı’nın dayattığı demokrasinin yıkılarak, ülkenin şeriatla yönetilmesi amacı için mücahit yetiştirmekti. 2004 yılında, “Afganistan” adında bir askeri üs kurarak çevre karakollara saldırılar düzenlemeye başladılar. En belirgin özellikleri, motosikletli tetikçi ve bombacılar kullanmaları. Özellikle polis karakollarını, devlet binalarını, göçmen bürolarını, politikacıları ve diğer geleneklerden gelen Müslüman din adamlarını hedef alıyorlar.

2009 yılında yaşanan büyük çatışmada örgüt lideri Muhammed Yusuf polis tarafından öldürülmüş ve cesedi televizyonda gösterilmişti. Hükümet de örgütün bitirildiğini açıkladı. Ancak 2010 yılının son aylarında bir hapishaneyi basarak örgüt üyelerini serbest bıraktılar ve bu tarihten itibaren de saldırıların sıklığı arttı.

Nijerya’da yaşanan bu dini çatışmanın bir geçmişi var mı? Örneğin Devlet Başkanı Goodluck Jonathan’ın Hıristiyan olması bu çatışmaların bir etmeni mi?
Çatışmaların yoğun olarak yaşandığı bölgeye bakıldığında kronik fakirlik, burada da karşımıza bir veri olarak çıkıyor. 250’den fazla etnik grubun bir arada yaşadığı ülkede bu bölünmüşlüğe bir de İslamiyet ve Hıristiyanlık arasındaki kesin ayrım da eklendiğinde fakirliği ortadan kaldırmaya ve sosyo-ekonomik çıkar elde etmeye yönelik her çatışma, dini bir nitelik kazanıyor.

Nijerya’da Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki çatışmaların bu kadar derinleşmesinde rol oynayan en önemli faktörün temelleri ise sömürgecilik döneminde yatıyor, Afrika’nın her yerinde bugün de etkisini gösteren hemen her sorunda olduğu gibi. Bugün Nijerya nüfusunun %50’si Müslüman ve ağırlıklı olarak ülkenin kuzey eyaletlerinde yaşıyorlar. Hıristiyanlar ise ülke nüfusunun %40’ının teşkil ediyor ve çoğunlukla güney eyaletlerde yaşıyorlar. Kırılma ise 1903 yılında Nijerya, Nijer ve Güney Kamerun’u kapsayan Sokoto Halifeliği’nin İngiliz sömürge yönetimine girişi. Bu tarihten itibaren İslamiyet, sömürgeciliğe ve Batı’ya direnişin bir simgesi haline geldi. Sömürge yönetiminin dağılmasından sonra da Müslümanlar siyasal hayata egemen oldular. Nijerya Anayasası’nda yer alan devlet başkanlığının her dönem Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasında el değiştirmesini öngören maddesi hiç uygulanmadı. Ülkenin ilk Hıristiyan Devlet Başkanı, önceki başkan Yar’adua’nın ölümünün ardından göreve gelen ve seçimle de yerini sağlamlaştıran Goodluck Jonathan. Bu gelişme de ülkedeki siyasi dengeleri sarstı. Diğer yandan, Jonathan’ın arkasında önemli ölçüde hem iç hem de dış destek de var. Jonathan yönetimi en başından beri ABD ile sıkı ilişkiler tesis etti. Jonathan aynı zamanda ülkenin petrol zengini Nijer Deltası bölgesinden. Bu da arkasındaki önemli iç desteğin kaynağı. Kısacası, Nijerya’daki mücadele bin yıllık bir mücadele, yeni olan bunun dini görüntüsünün ön plana çıkarılması.

Nijerya, aynı zamanda petrol ve doğalgaz açısından da zengin bir ülke. Enerji kaynakları, bu yaşanan vahşetin bir sebebi mi?
Petrolü, doğalgazı ve 2008 yılında uygulamaya koyduğu ekonomik reformlarıyla Nijerya bugün Sahra-altı Afrika’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birisi. Dolayısıyla uluslararası sisteme tam olarak eklemlenmesi beklenen Nijerya’nın adı, bu sistemle taban tabana zıt radikal bir hareketle anılıyor. Bu da resimdeki bir ayrıntının olduğundan daha büyük algılanmasına neden olabiliyor. Diğer yandan Nijerya, ABD’nin en büyük petrol sağlayıcılarından biri. Bu bağlamda ABD’nin çıkarlarına yönelik doğrudan bir saldırı gerçekleştirmeyen örgütün, ABD çıkarlarına tehdit ilan edilmesi de bir nebze olsun anlam kazanıyor. Kasım ayında ABD Kongresi’ne sunulan raporda Amerikan çıkarlarına ve topraklarına bir tehdit olarak ilan edilen Boko Haram’ın, El-Kaide ile işbirliğine uygun olduğu vurgulandı. Boko Haram’ın El-Kaide ile söylemsel düzeyde sınırlı bir benzerliği olsa da bir bağı yok. Buna rağmen, ABD’nin her türlü aşırı İslamcı hareketi bir tehdit olarak algılama refleksi herkesin malumu

Geçtiğimiz yıl Sudan referandumla bölünmüştü. Sudan’dan farklı olarak, barışçıl olmasa da, Nijerya’da aynı yoldan gidebilir mi?
Ülkedeki etnik bölünmüşlüğün yarattığı siyasi gerilimin azaltmak için 1996 yılında ülkedeki eyalet sayısı 16’dan 36’ya yükseltildi ve eyaletlerin özerkliğine varan hukuki gelişmeler yaşandı. Bunun üzerine, kuzeydeki Müslüman eyaletler birbiri ardına şeriat ilan etmeye başladı ve 2001 yılı itibarıyla şeriatla yönetilen eyalet sayısı 12’ye yükseldi. Bir yandan da Müslüman kuzey eyaletlerin kendi aralarında bir birlik arayışına girmeleri de söz konusu. Bu durum da Hıristiyan güneyin ayrılıkçı taleplerini arttırdı ve politikalar dinle harmanlanmaya başladı. Dolayısıyla ayrılma talepleri giderek daha fazla dillendirilir oldu. Diğer yandan Wikileaks belgelerinde 2015 yılında Nijerya’nın bölüneceğinden söz ediliyordu. Ancak Nijerya gibi dev bir ekonominin bölünmesi barışçıl yollardan olmayacaktır.

Orta Doğu ve Mağripler, devrimci bir dalgayla sarsılırken, altında kalan coğrafya çatışmalar ve diktatörlüklerle yaşamaya devam ediyor. Arap Devrimleri’nin Afrika’nın geriye kalanını etkilemesini bekliyor musunuz?
Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da yaşanan gelişmeler, Sahra-altı Afrika’da da yankı buldu. Zimbabwe, Uganda, Cibuti, Kamerun ve Sudan gibi ülkelerde halk, sokaklara döküldü, ancak bakıldığında bu hareketler geniş halk kitlelerine yayılmadı. Kuzey Afrika ile Sahra-altı Afrika ülkelerinin büyük yapısal farklılıkları olduğu muhakkak. Gelişmişlik düzeyi, okuma-yazma oranı, etnik ve dini yapı büyük farklılıklar arz ediyor. Diğer yandan internet kullanım oranları da Kuzey Afrika ile kıyaslandığında oldukça düşük, dolayısıyla özellikle Mısır isyanında büyük rol oynayan sosyal paylaşım sitelerinin Sahra-altı Afrika'da bu tarz bir rol oynaması mümkün görünmüyor. Bu bağlamda, benim kişisel görüşüm Arap Baharı’nın Sahra-altı’nda geniş halk kitlelerine yayılmayacağı yönünde. Ama gündelik siyasetin dilini dönüştürdüğü muhakkak. Halk reform isteği ile sokağa dökülebiliyor, devrilmekten korkan yönetimler de buna ya vaatle ya da baskıyla karşılık veriyor. Sudan bunun açık bir örneği. Nüfusunun %70’inden fazlası Arap olan ülkede öğrenci gösterilerinin yaşandığı Hartum Üniversitesi’nde eğitime süresiz olarak ara verildi. Dolayısıyla devrimler eğer Sahra-altı Afrika’ya yayılacaksa, zaten Devlet Başkanı Ömer el-Beşir üzerinde ağır uluslararası baskı bulunan Sudan’ın bir geçiş yolu olabileceği tahmin edilebilir. 

Sevag Beşiktaşlıyan 

Bu röportajın kısaltılmış versiyonu, 26 Ocak-1 Şubat tarihli Agos gazetesinde yayınlandı.

Hiç yorum yok: